|
Mehmet Şevket Eygi Hoca Sonunda İsyan Ettii
Allah’ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun… 1950′de CHP oligarşisi tepetaklak oldu, yüzde yüz olmasa bile ülkeye az buçuk demokrasi geldi. Biz Müslümanların eline zaman zaman çok büyük hürriyetler, fırsatlar, imkânlar geçti. Şimdi 2010′dayız, aradan 60 sene geçmiş. Manzaraya bakalım: Ülkeye, halka, devlete büyük zarar veren bozuk düzen ve çarpık sistem hâlâ yerinde duruyor. Müslüman halk bozulmuş. Bundan yüz sene önce halkın yüzde 90′ı namaz kılıyormuş, şimdi bu nispet yüzde 10 olmuş. Kur’ân “Onlar namazı terk ettiler, şehvetlerine uydular…” buyuruyor. Bozuk ve çarpık düzen ve sistemi değiştirip; yerine hak, âdil, doğru, iyi, güzel bir düzen getireceğimiz yerde, çoğumuz bu kötü düzenin nimetlerine ve rantlarına yönelmiş vaziyetteyiz. Müslümanların ilk vazifesi Ümmetin başına ehliyetli, liyakatli, dirayetli bir İmam veya Emîr seçmek değil midir? Bizim gündemimizde böyle bir madde var mıdır? Peygamberimize (Salat ve selâm olsun O’na) sormuşlar, “Din nedir?..” Nasihattir buyurmuş. Tekrar aynı soruyu sormuşlar, yine “Nasihattir” demiş. Üçüncü kere sormuşlar, yine nasihattir buyurmuş. Soruyorum: Türkiye’nin Müslüman halkına gereği gibi, etkili bir şekilde nasihat ediliyor mu? Ümmet şaşırmış kalmış. Ümmet diyorum… Bugünkü Müslüman toplumuna ümmet denilebilir mi? Bir tek İslâm ümmeti olur. Biz bir yığın büyük veya küçük cemaate ayrılmışız, sürüleşmişiz. Ümmet şuuru ve birliği kalmamış. Kendi başsız halimize bakmıyoruz da, İstanbul Fener’deki Rum Ortodoks Patriğinin ökümenliğini tartışıyoruz. Din hizmetleri ile din sömürüsü birbirine karışmış. Müslümanların genel bir kurtuluş, ıslah, mânevî ve maddî kalkınma planı yok. Her yıl din adına yekûn olarak milyarlarca dolarlık hizmet ve faaliyet parası toplanıyor. Bu paraların büyük kısmı plansız ve programsız harcanıyor. Zenci çoğunluk GüneyAfrika’daki ırkçı beyaz apartheid rejimini değiştirmeye muvaffak oldu ama biz Türkiye zencileri hâlâ bin çeşit görünür görünmez esaret altında sürünüyoruz. Müslümanları ayakta tutacak, yüceltecek, güçlendirecek, izzet sahibi yapacak müesseseler vardır. Bunların birincisi ulemâ, fukaha, hademe-i hayrat (din görevlileri), din dersi hocaları yetiştiren İslâm okulları veya medreselerdir. İkincisi: İnsanları terbiye eden, olgunlaştıran; iyi, ahlâklı, karakterli, mürüvvetli, güzel Müslüman yapan tarikatlardır. Üçüncüsü: Genç nesilleri iyi yetiştiren okullar ve bilhassa liselerdir. Biz bu üç konuda ne yaptık, ne yapıyoruz? Kapatılan medreseler ayarında hoca yetiştirecek din okullarımız var mı? Tarikat faaliyetimiz var mı? Sultan Abdülhamid zamanındaki Galatasaray lisesi ayarında okullarımız var mı? (Sultan Abdülhamid zamanında Galatasaray’da günlük namazları okulun camisinde, imamın arkasında cemaatle kılmak mecburî idi. Ülkenin en güçlü din hocaları orada din dersi okuturdu. Diğer derslerin hocaları içinde de ulemâdan ve meşâyihten kimseler olurdu. Meselâ Mevlevî şeyhi Orhan Selahaddin efendi orada Fransızca öğretmenliği yapardı.) İslâm medeniyet, şehir, yüksek kültür, ilim, irfan, sanat dinidir. İslâm kırsal kesim, varoş, gecekondu, bedevîlik dini değildir. Biz Müslümanlar son 60 yıl içinde ilim, irfan, kültür, sanat, medeniyet sahasında neler yaptık, ne kadar yol aldık? Edebiyat, Sanat,Kültür, Tarih Akademisi kurduk mu? Böyle bir kurumumuzla şimdiye kadar planlı ve programlı şekilde binlerce ciddî eser yayınlayabildik mi? Millî Mücadele Araştırmaları Enstitüsü kurup yakın tarihimizi aydınlatabildik mi? Mimarlık ve şehircilik sahasında öne geçebildik mi? Zengin, yazılı edebî Türkçemizi dil kırımcıların şerlerinden koruyabildik mi? Yahova Şahitleri gibi 100 küsur lisanda kitaplar, dergiler, broşürler çıkartarak dinimizi insanlığa tebliğ edebildik mi? İş, ticaret, sanayi, hizmet faaliyetlerini tanzim eden, islâmî disiplin altına sokan yurt çapında bir Fütüvvet Teşkilatı (Loncalar, ahîlik…) kurabildik mi? Almanya’daki gibi Meslekî-Çıraklık eğitimi sistemimiz var mı? Zekâtlarımızı yerli yerinde, hak sahiplerine vererek sosyal adaleti sağladık mı? Altmış milyonluk İtalya’da La Famiglia Christiana (haftalık)aktüalite, haber yorum dergisi bir milyon tiraja sahip; bizim Türkiye’de böyle yüksek tirajı olan haftalık islâmî bir dergimiz niçin yok? Müslümanların maşaallah bol miktarda hocaları, hocaefendileri, üstadları, baronları var ama Halifeleri yok, Emirülmü’minleri yok, İmam-ı Kebirleri yok. Peygamber “Zamanındaki Emîre biat etmeden ölen kimse sanki cahiliye ölümü ile ölmüş olur” buyurmuş.Bizim bundan haberimiz yok mu? Memleketin, halkın, devletin başına yük olan kötü düzeni, çarpık sistemi değiştirmek için çalışacağımıza, bu düzen ve sistem ile barıştık ve onun haram, necis, kirli, kara, ribalı rantlarının peşine düştük. Müslümana her şeyin iyisi layıktır diye şeytanî bir ilkeyi benimsedik. İçimizden bazıları, devşirdikleri haram ganimetlerle, kirli rantlarla Nemrut ve Firavun hayatı sürmeye başladı. Hindistan İngiliz sömürgesi iken bazı racalar, mihraceler, prensler, nüvvab, sahibler de altın kölelik zincirleriyle lüks ve sefih bir hayat sürüyordu. Evet Müslümanların önemli bir kısmı şehvetlerine uydu. Evlerimize ekranından necaset, fuhuş, zina, işret, fısk, fücur, nifak akan şeytanî cihazlar koyduk. Şu sahte sofuya bakınız. Akşam namazını eda ediyor, ondan sonra altı rekat evvabîn namazı daha kılıyor, sonra cihazın karşısına geçiyor ve İslâm dininin yasak ve haram kılmış olduğu ne kadar fenalık, günah, isyan, pislik varsa seyretmeye başlıyor. İçimizden bazıları din ve hayır hizmetlerini bir hobi haline getirdiler. Birtakım beyinsizler futbol holiganları gibi tarikat, cemaat, hizip, fırka, grup militanlığı ve fanatikliği yaptı. Benim şeyhim daha büyük… Benim şeyhin senin şeyhini döver… Bazı cemaatler işi o kadar azıttılar ki, hak dinlerin sayısını birden üçe çıkarttılar. İslâm’a hizmet eden mezhepleri, fıkhı yıkmaya çalışan ilâhiyatçılar türedi. Dünyada ne kadar bid’at varsa Türkiye’de şube açtı, taraftar buldu. Müslümanlardan para toplayıp birtakım yeşil holdingler kurdular. Böyle altmış holding kurulduysa ellisi battı, iflâs etti, paralar uçtu gitti. Zekât toplamayı, kurban kesmeyi bile yüzlerine gözlerine bulaştıran Müslümanlar çıktı. Nefs-i emmâre (benlik) azgınlıkları… İç çatışmalar… Müslümanları dışlayıp kâfirleri dost ve velî edinmeler. Petrodolarları alıp milyonlarca Tasavvuf ve Tarikat Müslümanını müşrik ve kâfir ilan etmeler. Birtakım din büyüklerini putlaştırmalar, rab haline getirmeler. Umre ibadetini turistik seyahate dönüştürmeler. Öyle ya: Ümmet şuuru yok. Emîr, İmam, Halife yok. Emr-i mâruf nehy-i münker yok. Nasihat yok. Doğru dürüst plan ve program yok. Eğitim sistemi yok. Fütüvvet teşkilâtı yok. Medrese yok. Tekke yok. İsteyen istediğini yapar. Müslüman geçinir, ihalelere fesat karıştırır. Müslüman geçinir, haram servet sahibi olur, haram yer. Müslüman geçinir, militan ve harbî kâfirlerle işbirliği yapar. Müslüman geçinir, bozuk düzene hizmet eder. Müslüman geçinir, BOP’çuluk eder. Müslüman geçinir, lüks ve sefahat içinde yaşar. Sevgili Müslümanlar, sözü fazla uzatmayayım… Biz Müslümanlar 1950′den bu yana doğru dürüst, planlı programlı, adam gibi, Müslüman gibi çalışmış olsaydık, şimdiye kadar kurtulmuş olurduk. Zilletten izzete, Esaretten hürriyete, Çukurdan zirveye… yükselmiş olurduk. Bunun için gerekli hürriyet, fırsat, imkân, para vardı. Bunlardan yararlanamadık. Geri zekâlıların ve hainlerin kurbanı olduk. Dini imanı para, servet, zenginlik olanlar dâvâmıza hıyanet ettiler. Milyonlarca Müslüman farkında olmadan sekülerleşti, haberleri yok, haber veren, uyaran yok. İçimizde köpek sürüsü kadar casus, ajan, provokatör, istihbaratçı var, çoğumuzun haberi yok. Yatakta uyuyoruz, ayakta uyuyoruz. O hale gelmişiz ki, Müslüman geçinen nice kimse yüzlerce politikacı, artist, futbolcu, manken, şarkıcı, türkücü, çalgıcıyı isimleri ve soyadlarıyla tanıyor da, Allah’ın 14 sıfatını sayamıyor. Gaflet, cehalet… Kur’ân diyoruz, Kur’ân’daki emirlere, yasaklara uymuyoruz, öğütleri tutmuyoruz. Peygamber diyoruz, emir ve yasaklarını tutmuyoruz. Sünnetine uymuyoruz. İslâm diyoruz, kâfirlere benziyoruz. Kâfirler kertenkele deliğine girseler biz de gireceğiz. Tasavvuf diyoruz, gerçek tasavvuftan ve tarikattan bin fersah uzaktayız. Ne zaman aklımızı başımıza toplayacağız? Allah Kur’ân’da mü’min kullarına zafer vaad ediyor. Biz dosdoğru Müslümanlar olsaydık çoktan muzaffer olur, kurtulurduk. Bizim vazifemiz, bozuk ve çarpık düzenin veya sistemin yerine iyi, hak, doğru, âdil bir düzen getirmektir. Bozuk düzenin haram, kirli, necis, pis rantlarına aç köpekler gibi saldıranlar Müslüman değil; münâfık, fâsık, fâcir, uğursuz, şaki kimselerdir. Onlardan olmayalım, onları beğenmeyelim, onları desteklemeyelim. Kur’ân’ın, Sünnetin, Şeriatın, fıkhın, hikmetin, tasavvufun gerçek mü’minleri ve Müslimleri olalım. (İkinci yazı) GERÇEK MÜ’MİNİN 37 ÖZELLİĞİ Gerçek Müslümanın bazı özellikleri şunlardır: 1. Her hâl-ü kârda (her durumda ve işte) doğru ve dürüsttür. 2. Kesinlikle haram yemez. 3. Haram olduğu kesinlikle bilinmeyen şüpheli şeylerden de uzak durur. 4. Nefsini (benliğini) kontrol altına almış, dizginlemiştir. 5. Çok zengin bir fabrikatör, holding sahibi olsa da şahsî ve âilevî ihtiyaçlarını çoğaltmaz, mütevâzı ve orta halli bir hayat sürer. 6. Lüksten, aşırı tüketimden, şatafattan, şaşaadan, gurura ve kibre yol açan bir hayat tarzından, tek kelime ile sefahatten uzak durur. 7. Onda Ümmet, Büyük Cemaat şuuru vardır. 8. Onda küçük cemaat, fırka, hizip, grup, klik taassubu (fanatizmi, bağnazlığı), militanlığı, dengesizliği yoktur. 9.Bilgi ve kültür boyutu güçlüdür. Dinini iyi ve doğru şekilde bilir… Genel kültür sahibidir… Çağdaş kültüre vâkıftır. 10. Ahlâk, karakter, fazilet, hikmet sahibidir. 11. Sanat tarihi ve kültürü birikimi vardır. 12. Asla yalan söylemez. 13. Asla aldatmaz. 14. Asla emânetlere (her türlüsüne) hıyânet ve ihânet etmez. 15. Bilge bir Müslüman olduğu için riyaset hırsına sahip değildir. Riyasete talib olmaz, matlub (istenen) olursa, ehliyeti yoksa kabul etmez. 16. Bütün mü’minleri kardeş bilir. 17. Günahkâr, bid’atçi, bozuk bir Müslümanı, o kişi mü’min olduğu müddetçe bütünüyle dışlamaz. Onun bütününe düşmanlık etmez. Sadece ondaki açık günahlara, açık bid’atlere, açık fısk ve fücura karşı olur. 18. Gerçek mü’min ezelde Elest bezminde, Qalu belâ gününde Allah ile yapmış olduğu ahd ü misakı bir an bile hatırından çıkartmaz. 19. Gerçek mü’min Resulullah efendimize itaat ve biat etmiştir, Sünnetine sımsıkı sarılmıştır. 20. Gerçek mü’minde kibir yoktur. 21. Gerçek mü’min kâfirler gibi yedi mideyle değil, bir mideyle yer. 22. Gerçek mü’min meddahlık, yalakalık, yağcılık yapmaz. 23. Gerçek mü’min, yıkıcı olmamak şartıyla icabında tenkit eder, muhalefet yapar. 24. Gerçek mü’min temiz ve şeffaftır. 25. Gerçek mü’minin mal ve serveti açıktır, herkes tarafından bilinir. Bu konuda onun üzerinde en ufak bir şüphe ve şâibe yoktur. 26. Gerçek mü’min fâsık ve fâcir-i mütecâhir (İslâm’ın yasak ettiği günahları açıkça ve küstahça işleyen) biri değildir. 27. Gerçek mü’min gıybet etmez. 28. Gerçek mü’min Kur’ân’ı kendi heva ve re’yi ile yorumlamaz. 29. Gerçek mü’min mezheplidir, fıkha bağlıdır. 30. Gerçek mü’min dinin helâl ve mübah kıldığı bütün ticaretleri, işleri, hizmetleri yapabilir ama asla din, iman, Kur’ân, mukaddesat bezirgânlığı yapmaz. 31. Gerçek mü’min rüşvet almaz ve vermez. 32. Gerçek mü’min Darülislâm’da da, Darülharb’te de, Darülfetret’te de emin, doğru, dürüst, güvenilir bir insandır. 33. Gerçek mü’min, savaş dışında hile ve hud’a yapmaz. 34. Gerçek mü’min, kendi ayıplarına ve günahlarına üzülmekten, başkalarının ayıplarını göremez. O asla tecessüs etmez. 35. Gerçek mü’minin faziletlerine, vasıflı ve iyi bir insan olduğuna, yüksek ahlâk karakterine gayr-i Müslimler bile şehâdet eder. 36. Gerçek mü’min kötülüğü iyilikle def eder. 37. Gerçek mü’min, Ümmet içindeki statüsü neyse; ya fiilen, ya dili ve kalemiyle, yahut kalbiyle emr-i mâruf ve nehy-i münker yapar. (Üçüncü yazı) BİR ÖNCEKİ GÜNDEN… Bu kısa hadis-i şerifi levha yaptırıp duvara asmak ve her gün okumak gerekir. Müslümanın her günü, bir önceki günden hangi hususlarda, konularda üstün olmalıdır? Bunları müsaadenizle sayayım: 1. Faydalı bilgi ve kültür bakımından (Peygamberimiz faydasız ilimden Allah’a sığınırım buyurmuşlardır.) 2. Her gün ilmihal (inanç, fıkıh, dünya işleriyle ilgili Şeriat bilgimiz) artmış olmalıdır. 3. Ahlâk ve karakterimiz her gün biraz daha yükselmelidir. 4. Nefs-i emmâremizi her gün biraz daha terbiye etmeli, dizginlemeliyiz. 5. Her yeni günde, bir öncekinden daha fazla hayır hasenat yapmalı, sadaka vermeliyiz. 6. Her gün taklidden tahkike daha yaklaşmalıyız. 7. Her gün daha fazla zikir ve şükr etmeliyiz. 8. Her gün Ümmet şuurumuz fazlalaşmalı, küçük cemaat ve hizip taassubumuz azalmalıdır. 9. Her gün iyiye, doğruya, güzele biraz daha yaklaşmalıyız. 10. Her gün komşularımıza daha iyi davranmalı; bir tebessümle, rastladığımızda hal hatır sormakla onları taltif etmeliyiz. 11. Her gün evcil veya vahşi hayvanlara, bitkilere olan merhametimiz, şefkatimiz, sevgimiz, korumamız artmalıdır. 12. Her gün, bir önceki günden daha fazla hayır işlerinde yarışmalıyız. 13. Her gün biraz daha fazla ölüme hazırlanmalı, büyük yolculuk için azık toplamalıyız. 14. Her gün, bir önceki günden daha fazla, daha iyi, daha şuurlu Müslüman olmaya çalışmalıyız. Bu konuda daha çok maddeler yazılabilir. Arzu edenler İmamı Gazalî hazretlerinin İhyau Ulûmiddin kitabını her gün okuyarak bilgilerini arttırabilir, ufuklarını genişletebilir. “Sen Cehennem’e ne çok odun gönderiyorsun. Senin bu gidişin nereyedir? Cennet’e mi Cehennem’e mi? Bunca haram ile senin yatacak yerin yok…” İşte Eygi’nin bugünkü köşesinde yer alan konuyla ilgili mektup: Bir Haram Para Zenginine Açık Mektup EVET senin servetin doların milyarını aştı ve sen hâlâ daha zengin, çok zengin, en zengin, zepzengin olmak için çırpınıyorsun. Senin servetin bundan sonra gelecek yedi kuşak torununa tosununa yeter de artar ama sen mal, para, servet ihtirasını hâlâ gemleyemiyorsun. Gemlemek bir tarafa her geçen gün daha azgınlaşıyorsun. Be adam nereye götüreceksin bunca parayı, malı, serveti? Bilmiyorsun, anlamıyorsun, lakin sen yokuş aşağı frensiz bir iniş içindesin. Sen paraşütsüz düşüyorsun. Bu kadar malın, paranın, servetin hesabını nasıl tutuyorsun? Bir insan beyni buna tahammül edebilir mi? Para para para!.. En sonunda birkaç metrelik beyaz bir kefen bezine sarılıp toprağa konulacaksın. Bilge kişiler ihtiyaçlarını, masraflarını, servetlerini çoğaltmaz. Sende zerre kadar bilgelik yok. Senin servetin helal midir, ak mıdır, şeffaf mıdır? Karapara ile şimdiye kadar kim âbad olmuş ki, sen olacaksın… “Nereden buldun bu korkunç serveti?” sorusuna cevap verebilir misin? Yarın ahirette Hesap Günü’nde Mahkeme-i Kübra’da hesaba çekileceğini bilmiyor musun? Müslümanım diyorsun, İslâm’ın haram kazancı yasak kılmış olduğunu niçin düşünmüyorsun? Riba yasaktır, haramdır, ateştir. Rüşvet, irtikâb haramdır yasaktır. Nüfuz ticareti yasaktır haramdır. İhalelere fesat karıştırmak yasaktır haramdır. Saçı bitmedik yetimlerin haklarını yemek haramdır. Fakir halkın hukukuna el uzatmak haramdır. Helalin hesabının, haramın azabının olduğunu ne zaman anlayacaksın? Peygamber “Rüşvet alan da veren de Cehennem ateşindedir” buyurmuştur, haberin yok mu? İnsan Cehennem’deki ateşinin odununu dünyadan götürürmüş. Sen Cehennem’e ne çok odun gönderiyorsun. Senin bu gidişin nereyedir? Cennet’e mi Cehennem’e mi? Bunca haram ile senin yatacak yerin yok. (Milli Gazete) CEHENNEMLİK MEL’UNLAR 1. Dine ticarî kurumlarla, ticarî metotla hizmet edilebilir ama din ticareti ve sömürüsü yapılamaz. Din ticareti ve sömürüsü haramdır. Yapan mel’undur. 2. Kadın satışı, fuhuş ticareti haramdır. 3. Uyuşturucu ticareti haramdır. 4. Tefsir yazmaya ehliyeti olan icazetli bir alim sahih ve temiz niyetle bir tefsir yazdı, bir yayınevi bunu bastı. Bu yapılabilir, yapılmalıdır ama ehliyetsiz bir kimsenin, içinde bile bile yahut cahillikle fâhiş yanlışlar bulunan bir tefsir yazması günahtır, böyle bir tefsiri para hırsıyla basan yayınevinin kazancı kirlidir. 5. Açık veya örtülü bütün riba işlemleri haramdır, bunlardan kazanılan servet haramdır. Riba zenginleri mel’undur. 6. Rüşvet alan da veren de Cehennemliktir. Rüşvetle oluşmuş bir zenginlik lânetlidir. 7. Şeriatın meşru görmediği bütün alavere dalavere komisyonları haramdır, alanlar mel’undur. 8. Devletin ve belediyelerin bütçelerini hortumlamak suretiyle oluşmuş bütün servetler haramdır, lanetlidir. 9. Zekatların Kur’ân’a, Sünnet’e, fıkha, Şeriat’a aykırı şekilde toplanması haramdır. Bu zekatların tamamını veya bir kısmını zimmetlerine geçirerek zengin olanlar mel’undur. 10. Parayı istiflemek, kenz etmek, iddihar etmek haramdır. 11. Dini imanı para, mal ve zenginlik olan, parayı putlaştırmış olan kimseler gizli müşriktir. 12.02.2010
Bu yazı
Cumartesi, 13 Şubat 2010, 02:51 tarihinde
Genel, haber kategorisi altında yayımlandı.
Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz.
Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız. |
|


YORUM YAZ
Favorilerinize ekleyin!
