Bugun...


Şans oyunları ve ‘Piyango bileti kumardır ve haramdır’
ŞANS OYUNLARI OYNAMAK VE ‘Piyango bileti almak kumardır ve haramdır’ HARAM NECİSTİR (Pis) NECASETTE HAYIR-HASENAT YOKTUR.

Şans oyunları ve ‘Piyango bileti kumardır ve haramdır’
+ -

Kumar ve diğer Haram yollardan elinize geçmiş parayı önce tövbe ederek Sahibini biliyorsanız o kişiye iade edin, Sahibi belirsiz ise (Hiçbir sevap beklemeksizin) Halkın ihtiyacı yol, köprü, çeşme, umumi tuvalet vs. gibi işlere harcayın. Necis olduğu için Müslüman fakir, İhtiyaç sahiplerine vermek tavsiye edilmemiştir. 

Allah'ın bir sıfatı Er Rezak'tır. Rızkımız Allah'ın takdiri ile elimize geçer. Rızkımız için verdiğimiz mücadele vesiledir.

Bu konuda Hz. Ali. Ra. bir rivayet: Hz. Ali. Ra. çölde yolculuk yapmaktadır, Yolu bir kasabaya düşer (Bedevi Araplarda hırsızlık yaygın olduğu için) atını Mescit kapısında oturan ihtiyara; namaz kılana kadar atıma göz-kulak olurmusun diye sorar, İhtiyar; evet bakarım der. Hz. Ali. Ra. Namazı kılar Mescitten çıkarken "İntiyara vermek için" kesesinden 20 gümüş dirhem çıkarır, Dışarı çıktığında Ne ihtiyar vardır ne atı, kasabalıya haber verilir At hurmalıkta bulunup getirilir ama sırtında eğeri yoktur. Hz. Ali. Ra. İhtiyacı varmış demekki diyerek kasabanın eğercisine gider, Duvarda asılı eğerlere bakarken bir tanesinin kendi eğeri olduğu görür ---Bu benim eğerim. ---Biraz evvel bir ihtiyar 20 gümüş dirheme sattı, deyince Hz. Ali. Ra.; İnsan oğlu ne sabırsız Allah cc. ona 20 gümüş dirhemi rızk olarak ezelde yazmıştı, Sabretseydi helal olarak kazanacaktı, şimdi haram olarak kazandı. diyerek bizlere çok önemli bir vaazı nasihat bırakmıştır.

Bende bütün samimiyetimle iddia ediyorum, Kumardan yüz milyon kazanan eğer kumar oynamasaydı mutlaka o yüz milyonu helal olarak kazanacaktı, Rızk için "nasıl kazanacaktı" diye sormaya gerek yok, Allah bütün sebepleri yaratandır.

Bir hikaye daha; Adamın biri bir işe girer, Patronu çok zengindir ve kimsesi yoktur. Birkaç ay çalıştıktan sonra patronu kendisinin ahlakını, çalışmasını  çok sever ve onu mirasçısı olarak şirketinin ortağı yapar, Çok kısa süre sonra emri hakk vaki olur patron ölür, Dün çok az bir maaşla girdiği iş yerinin sahibi olur. Büyük bir servete kavuşur. 

Bir gerçek olay; Alman  işadamı Laurens Müller kendini emekli yapar, İşlerini kızının üzerine devreder, Selma adında Türk bir hemşire  evdeki hizmetlilerden biridir, ve kendisine çok iyi hizmet etmesi nedeniye kişisel mirasını üç şahit imzalı bir vasiyetname ile hemşire Selma'ya bırakır Ve Alman  işadamı Laurens öldüğünde 10 milyon mark serveti çıkar, Selma bu mirası alabilmek için mahkemeye başvurur, Müllerin çocukları itiraz eder, dava uzun sürer Aile Selma hemşireye 1,5 milyon mark teklif eder kabul etmez, Dava AİHM'ne kadar gitti, Netice ne oldu bilmiyoruz.. " Olayın Gazete haberi"

Din İşleri Yüksek Kurulu, “Şans faktörüne dayalı olan piyango, toto, loto, iddia, müşterek bahis, ganyan gibi tertip ve oyunlar kumardır ve haramdır. Bu tür kumarların, geniş kitlelerin iştirak etmesi sebebi ile zararı daha da yaygın olmaktadır” açıklaması yaptı.

 “Bu tür oyunların hasılatından bazı kuruluş ve hayır kurumlarının yararlanması, onları meşru hale getirmez ve haramlık hükmünü değiştirmez. 
 Hz. Peygamber as. Bu tür haram kazançların harcanmasının ve güya sadaka olarak verilmesinin mümkün olmayacağını haber vermiştir” dedi.

KUMAR KONUSUNDA BİR MAKALE

KUMAR VE İÇKİ NASIL HARAM KILINDI




Kaynak: SİVİL HAREKET

Editör: ABDULLAH GÖZAYDIN



YORUMLAR

İÇ KUMAR NASIL HARAM KILINDI
04-12-2018 14:58:00

İÇKİ VE KUMARIN HARAM KILINIŞ SÜRECİ 

İçki ve kumar hakkındaki hükümler, İslâm’ın ilk yıllarında ortaya konulmayıp husûsî bir takdîr ile geriye bırakılmıştı. İçkinin haram kılınışı, şu merhalelerden sonra gerçekleşti:

1- Mekke’de:

وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَاْلاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا اِنَّ فِى ذَلِكَ لآيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

“Hurma ve üzümden, hem sarhoşluk veren içki hem de güzel gıdâlar elde edersiniz. Şüphesiz bunda aklını kullanan kimseler için alınacak bir ibret vardır.” (en-Nahl, 67) âyet-i kerîmesi nâzil olmuştu. Bu âyette hurma ve üzümden, güzel gıdâdan farklı olarak sarhoşluk veren bir madde de elde edildiği bildirilmiştir. Böylece sarhoşluk veren şeylerin, güzel ve makbul bir içecek sayılmadığı hissettirilerek onun ileride yasaklanacağı îmâ edilmiştir. Mekke döneminde içki hakkında başka âyet nâzil olmamıştır.

2- Peygamber Efendimiz Medîne’ye hicret ettikten sonra, insanların soruları üzerine Allâh Teâlâ şöyle buyurdu:

يَسْئَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا اِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَاِثْمُهُمَا اَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا

“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için bir kısım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günâhı, faydalarından daha büyüktür…” (el-Bakara, 219)

Bu âyetin nüzûlünden sonra müslümanların ekseriyeti içkiyi terk etti, bir kısmı ise içmeye devâm etti.

3- Ashâb-ı kirâmdan biri, akşam namazını kıldırırken, bir âyeti mânâ bozulacak derecede yanlış okudu. Bunun üzerine:

يَااَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَقْرَبُوا الصَّلوَةَ وَاَنْتُمْ سُكَارَى حَتَّى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ

“Ey îmân edenler! Siz sarhoş iken, ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın!..” (en-Nisâ, 43) âyeti nâzil oldu.

Bundan sonra müslümanlardan içki içenler iyice azaldı. Namaz kılınacağı zaman Allâh Rasûlü’nün münâdîsi:

“Sarhoş olanlar kesinlikle namaza yaklaşmasın!” diyerek seslenirdi. Müslümanlar, artık içkinin kesin bir şekilde yasaklanacağını anlamışlar ve buna hazır hâle gelmişlerdi.

4- Nihâyetinde müslümanların büyük bir kısmı içkiyi bırakmıştı. Bâzıları ise içki yüzünden karşılaştıkları nâhoş hâllerden muzdarip durumdaydılar. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:

“Allâh’ım! İçki hakkında bize açık ve kesin bir beyanda bulun!” diye duâ ediyordu. Nihâyet bir içki ziyâfetinin ardından çıkan kargaşa ile içkinin kötülüğü daha müşahhas bir hâle gelip bu husustaki yasak, kolaylıkla takdîr edilebilecek bir zemin bulunca, bu durum, bir sebeb-i nüzûl teşkîl ederek ilâhî yasak vâkî oldu. Allâh Teâlâ:

يَااَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَاْلاَنْصَابُ وَاْلاَزْلاَمُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ اِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِى الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللهِ وَعَنِ الصَّلوَةِ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ

“Ey îmân edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları, şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan uzak durun ki felâh bulasınız. Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin salmak; sizi Allâh’ı zikretmekten ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bütün bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?” (el-Mâide, 90-91) âyetlerini inzâl buyurdu.

Peygamber Efendimiz, Hazret-i Ömer’i çağırıp ona bu âyetleri okudu. “Artık vazgeçtiniz değil mi?” kısmına gelince o:

“−Vazgeçtik! Vazgeçtik yâ Rab!” diyordu. Yalnız Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- değil, bütün müslümanlar da:

“−Artık içkiden, kumardan vazgeçtik ey Rabbimiz!” diyorlardı.

Bu âyetler nâzil olunca, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in emriyle bir münâdî:

“−Haberiniz olsun ki içki haram kılınmıştır!” diyerek seslendi.

Tulumları delinip boşaltılan, küpleri kırılıp dökülen içkiler, Medîne sokaklarında seller gibi aktı!..

Bu yasak âyetinden sonra, içki içen müslümanlar ellerindeki şarapların hepsini imhâ ettiler. Bir daha da içmediler. Daha sonra Efendimiz:

“Muhakkak ki Allâh; içkiye, onu sızdırana, sızdırıldığı yere, içene, içirene, taşıyana, satana, satın alana, bedelini ve kazancını yiyene lânet etmiştir!” buyurdu. (Ahmed, I, 53; II, 351; Nesâî, Eşribe, 1-2; Hâkim, II, 305/3101)

Enes -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

Ebû Talha’nın evinde insanlara sâkîlik yaptığım sırada içki haram kılındı. Allâh Rasûlü bir münâdîye emretti, o da insanlara bunu duyurdu. Biz evdeyken münâdînin sesi geldi. Ebû Talha:

“–Çık da bir bakıver, şu ses neyin nesidir?” dedi. Çıkıp baktım ve:

“–Bir münâdî; «Dikkat, dikkat; içki haram kılınmıştır!» diye nidâ ediyor.” dedim. Bana:

“–Öyleyse git ve onu dök!” dedi. O andan itibâren Medîne sokaklarından içki aktı. (Buhârî, Tefsîr, 5/11)

Bu hâdise, ashâb-ı kirâmın, Allâh Teâlâ’nın emrine uymadaki titizliğine güzel bir misâldir. Hiçbir îtiraz ve mâzeret ileri sürmeden ve beklemeden derhâl ellerindeki içki küplerini ve kırbalarını dökmüşler, bu emr-i ilâhî’ye de büyük bir teslîmiyet göstererek ve gönülden itaat ederek Allâh’ın rızâsına koşmuşlardır.

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurur:

“Sarhoşluk veren her şey haramdır. Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır.” (İbn-i Mâce, Eşribe, 10; Nesâî, Eşribe, 24, 48)

“İçki her kötülüğün başıdır.” (Ahmed, V, 238)

“Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden kimse, üzerinde içki bulunan sofraya oturmasın!” (Tirmizî, Edeb, 43/2801)

“Ümmetimden birtakım kimseler, içkiye başka isimler vererek onu içeceklerdir!” (Ahmed, IV, 237)

İÇKİ VE KUMAR NEDEN BİR ANDA YASAKLANMADI?

İçki ve kumarın yasak edilmesinde, maslahat îcâbı bir tedrîcîliğe riâyet edilmesi, İslâm’da teblîğ, irşâd ve kötülüklerle mücâdele metodunun tespitinde esaslı bir mesned teşkîl eder. Allâh Teâlâ, ezelî ve küllî bir ilim sâhibi olmasına rağmen, İslâm hükümlerini tâyin ve tespit ederken, muhâtabı olan insanların tâkatlerini ve bu ahkâma intibaklarındaki gelişme seyrini göz önünde bulundurmuştur. Bunun en ehemmiyetli tezâhürü, îtikâda âit âyetlerin, Kur’ân-ı Kerîm’in bugünkü tertîbine zıt bir sûrette, Mekke devrinde ve öncelikle inzâl buyruluşudur. Kur’ân-ı Kerîm, nâzil olmaya başlamazdan evvel de Levh-i Mahfûz’da mevcûd olduğuna göre burada onun inzâlindeki takdîm ve te’hîrlerin maslahattan doğduğu kolayca anlaşılır.

Bu maslahat, beşerin, Kur’ân’a tâbî olma husûsundaki istîdâd ve iktidârını ve bundaki gelişmeyi gözetmekten ibârettir. Tıpkı bir çocuğa vâkî olacak mükellefiyetlerin, o büyüdükçe artırılması gibi…

En mükemmel sûrette asr-ı saâdette tatbîk edilmiş olan tedrîcîlik prensibi, ilâhî bir merhamet tezâhürü olarak Cenâb-ı Hak tarafından konulmuş son derece hikmetli bir sünnetullâhtır. Bu sünnet, İslâm’ı teblîğde her zaman için geçerli bir metod olduğu gibi, insan vâkıasının husûsiyetlerine de en muvâfık bir usûldür. Zîrâ İslâm’a evvelâ inançları düzeltmek sûretinde girilir. O safha hazmedildikten sonra sıra amellere gelir. Amelleri îfâ husûsunda ise beşer tâkatine göre bir tedrîce riâyet olunur. Bu durum sâdece İslâm’ın teblîği için değil, her türlü beşerî telkin ve yönlendirme için de geçerlidir. Bu sebeple Allâh’ın Âdem -aleyhisselâm- ile başlayan ilâhî teblîğâtında da -inanç hükümleri sâbit kalmakla berâber- sosyal kâidelerde insanoğlunun tâkip ettiği gelişme seyrine muvâzî bir tekâmül vâkî olmuş ve bu tekâmül İslâm dîninde kemâle ermiştir. Bu keyfiyet, insanın tabiat ve tâkatini dikkate almanın ne kadar mühim bir metod olduğunu göstermektedir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hazret-i Muhammed Mustafa-2, Erkam Yayınları

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI