Bugun...


Trabzonda Kölelik Uygulamaları
XVII. yüzyılda Trabzon'da Köleler Köle alınıp-satılabilen miras bırakılabilen konuşan mal demektir. Herhangi bir ticari emtia gibi hukuki işlemlere konu olması bakımından maldır. Ancak iman, namaz, oruç, gibi şahsi dini mükellefiyetler bakımından hür insandan farkı yoktur. Mali özgürlüğe sahip olmadığından hac ve zekâttan ise masundur.

Trabzonda Kölelik Uygulamaları
+ -
8. YÜZYILDA TRABZON’DA KÖLELER
 
Köleliğin en önemli kaynağı savaş esirleridir. İnsanoğlu savaşmaya başladığı andan itibaren savaş esirlerini köle olarak kullanmaya da başlamıştır. Bu kaynak oluşa atfen Osmanlılarda köle kelimesi yerine esir kelimesinin de kullanıldığı görülmektedir. Bundan başka kaçırma, satın alma ve hediye etme de köle sahibi olmak için kullanılan diğer kaynaklardı.
 
Köleler XVII. yüzyılın ikinci yarısında Trabzon toplumunda da varlıkları bilinen bir toplumsal kesimdi. 1831-1836 numaralar arasında yer alan 6 sicili kapsayan 12 senelik dönemde Trabzon mahkemesine köleler ile ilgili 103 dava kaydı yansımıştır. Bu kayıtlardan 62 tanesi köle azadına ilişkin kayıtlardır. Anlaşılan İslam dininin köle azat etmeyi teşviki XVII. yüzyıl Trabzon’unda karşılık bulmuştur.
 
Mesela 1833 numaralı sicilde “Kulini Allah için ıtlak eylediğine dâir” kayıtta Trabzon yeniçeri zabiti Ebubekir Çavuş’un “Ebûbekir Çâvûş abd-i müterâlarından işbu elâ gözlü ve Kara kaşlu akçe benizli orta boylu Ali nâm kulun hasbeten illâh azâd ve … ıtlâk eyledi diye vekîl-i mezkûr Süleymân Çelebî Bey cevâbı muharrer olunur” kaydına rastlıyoruz.
 
Köle azat eden kişinin kimliğinde de görülebileceği gibi köle sahipleri genellikle üst tabakaya mensup kişilerdi. Bu durumu en rahat unvanlardan anlamaktayız. Zira teorik olarak her kesimden insanın köle sahibi olması mümkün ise de sicillerden anlaşıldığı kadarı ile beşe, çelebi, ağa ve hacı unvanlı kişilerin köle sahipliğinde belirgin bir üstünlüğünün varlığı dikkati çeker. Zira sicil incelemelerinde tesbit edilen köle satışlarından XVII. yüzyıl ikinci yarısı Trabzon’unda bir kölenin fiyatının 100 kuruş civarında olduğu anlaşılmaktadır. Yine siciller üzerinden yapılacak bir tespitte bu rakam aynı dönemde şehirde ortalama bir ev fiyatıdır. Bu durumda köle sahibi olan bir kişinin en azından ortalamanın üstünde bir ev sahibi de olduğu düşünüldüğünde gelir durumunun en azından orta-üst seviyede olması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu rakamsal değerler imparatorluğun hemen her bölgesi için benzerlik göstermektedir.
 
Mesela XVII. yüzyılın ikinci yarısında Konya’da da bir kölenin fiyatı 100.000 ila 250.000 akçe arasında değişmektedir. Köle sahiplerinin varlıklı kişiler olduğu başka bir okumayla da anlaşılabilir. Nitekim 1831-1836 numaralı sicillerde tespit edilen 103 kölenin sahibinin 90 tanesi Trabzon merkezde ikamet etmektedir. Sadece kalan 13 köle sahibi Trabzon’un köy ve kasabalarında yaşamakta olduğundan dönemde nüfusun çok büyük kısmının köy ve kasabalarda ikamet ettiği de göz önüne alındığında taşrada köle ile karşılaşılmasının nadir rastlanacak bir durum olduğu anlaşılmaktadır.
 
Nihayetinde şehrin askeri yönetici kesimi şehirde yaşamakta ve köleler de onların konaklarında hizmetçi olarak bulunmaktadırlar. Kölenin Osmanlı toplumunun her kesiminin elinde yaygın olarak bulunması özellikle savaşlardan çok miktarda esir alındığı XVI. yüzyıl için geçerli olmalıdır. Başarılı geçen bir seferden sonra köle fiyatları çok düşer orta halli bir Osmanlı köylüsü bile köle sahibi olabilirdi. Ancak bu durum geçmişte kalmıştı. Çünkü XVII. yüzyılın ikinci döneminde Osmanlı devletine köleler savaşta esir edilme yoluyla değil satın alma yoluyla geliyor, bu sebeple de köle sahibi olmak önemli bir mali gücü gerekli kılıyordu. Köle sahiplerine cinsiyet açısından yaklaşıldığında da zenginlik vurgusunun anlamlı izlerini görmek mümkündür.
 
Nihayetinde kadınların en önemli gelir kaynağı erkek kardeşlerinin yarısı oranında aldıkları mirasları iken ticari hayatta faal olan erkeklerdi. Gerçi kadınların ticari hayata yer almalarının önünde bir engel yoktu ancak hemen toplumda ve her zamanda olduğu gibi ekonomik faaliyetler genellikle erkeklerin elindeydi. Bu durumun da etkisiyle mesela Trabzon'da mahkemeye intikal eden köle sahipleri arasında erkeklerin belirgin bir üstünlüğü vardır. 1858-1869 yılları arasındaki 12 senede mahkemeye köleleri ile ilgili konular için gelen köle sahipleri arasında 56 erkeğe karşın sadece 6 kadın vardır. Bunların da şehrin önde gelen ailelerine mensubiyeti kölelerinin kendilerine miras olarak kalmış olabileceğini düşündürmektedir Kölelere yaptırılan iş bahsedildiği gibi sıklıkla nüfuzlu kişilerin konaklarında hizmetçilik oluyordu. Ancak İslam dinindeki köleye yediğinden yedirip, giydiğinden giydirme hükmünün etkisiyle kölelerin toplumda yaşam standartları fakir ve hür bir Osmanlı reayasının da üstünde olabiliyordu. Hatta Trabzon'da kölesine ev bağışlayan zenginlere dahi rastlanmıştır.
 
Osmanlı toplumunda kölelerin yaşam standartlarının yüksek oluşunun etkisiyle özellikle kıtlık zamanlarında kişilerin çocuklarını köle olarak satması durumu ile de karşılaşılabilmiştir. Köle olarak satmanın yanında hem bir meslek ve sanat öğrensin hem de geçimi ustasının üzerinde olsun diye özellikle fakir ailelerin çocuklarını çırak olarak belli bir zanaat ustasına yatılı çırak olarak verdikleri de oluyordu. Gündüz ustası ile atölyede çalışan bir çırağın akşam da ustasının evinde kaldığına göre evde de ustasının karısının emirlerine uymak zorunda olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda özellikle ailesi tarafından çırak olarak verilen küçük bir çocuğun da köle yerine konulması mümkün olabiliyordu. Aynı durum hizmetçiler için de belli bir noktaya kadar geçerli idi. Günlük yaşamda bir hizmetçi ile köle arasındaki ayrım çoğunlukla fark edilemeyecek kadar ince idi. Ancak ne var ki hukuki ayrım çok kesin ve netti.
 
Mesela hiçbir mahkeme kaydında gerek vak’a şahidi olarak olsun gerekse şuhud’ul hal olarak olsun köleleri şahit olarak göremeyiz. Yine hür bir kişi olmadığından mahkemede temsil salahiyeti olmayan kölelere karşı işlenen suçlarda da hakkını sahibinin aradığı anlaşılmaktadır. Böyle bir olayda Sürmene kasabası sakinlerinden Mustafa b. Derviş kölesinin Yunus Çelebi b. Ömer tarafından bıçakla yaralandığını dava ederek ihkâk-ı hak talep etmişti.
 
Osmanlı devletinde hiçbir Müslüman asla köle yapılamazdı. Bu konuda zaman zaman emirler gönderilerek bu durumda olan Müslümanların derhal azat edilmeleri istenmiştir. Nitekim Trabzon sicillerinde sadece çok az sayıda Acem asıllı köle mevcuttur ki İran’ın savaş yapılan bir ülke olması sebebiyle diğer taraftan acemlerin mezhep ihtilafından dolayı köle yapılabildiği düşünülebilir. Zira özellikle savaş dönemlerinde İran’ın sapık mezhep üzere olması dolayısıyla küfrüne fetva verilmesi vakıadır.
 
Trabzon sicillerinden XVII. yüzyılın ikinci yarısında şehirde yaşayan ve ismi tesbit edilebilen 233 köleden 92’si Gürcü, 35’i Rus asıllı olup, 69’unun da milliyeti tesbit edilemediğine göre şehrin en önemli köle kaynağının Kafkasya’dan şehre yapılan esir ticareti olduğu ortaya çıkmaktadır. Bütün bunlarla birlikte Osmanlı devletinde kölelerin gerek hukuki gerekse günlük hayatın akışı içerisinde toplum hayatında durumlarının aynı dönemdeki Avrupalı köleler ile karşılaştırıldığında kıyas edilemeyecek derecede iyi olduğu anlaşılmaktadır. Her şeyden önce hukuk önünde eşitlik vardır. Yani suçların cezası herkes için aynı olduğu gibi herhangi bir mağduriyet durumunda da Kadı’nın işlem tesis etmedeki tavrı aynı olmaktadır. Mesele herhangi bir ölüm hadisesinde ölen şahsın statüsü yani Müslüman veya gayrimüslim olması veya köle ya da hür olmasının yapılacak işleme tesiri yoktur. Ölen kişi kim olursa olsun mahkeme aynı prosedürü uygulamaktadır.
 
Mesela 1059 senesinde Trabzon valisi Mustafa Paşa’nın mübaşiri Ahmed Ağa Zağanos köprüsünden düşerek ölen köle Fatma’nın nasıl düşüp öldüğünün tespitinin yapılmasını istemiştir. Konu şahitlerle tesbit edilerek Fatma’nın mecnun oluşu dolayısıyla tazminata gerek olmadığına hükmedilmiştir. Burada Fatma köle değil de hür bir kişi de olsa idi mahkemenin yapacağı işlem aynı olurdu. Zaten hükme esasa olmak üzere mahkemede incelenen fetvada aklı başında olmayan kadının kendisini yüksek yerden atması ile helak olması üzerine mahalleliden öşür talep olunur mu sorusuna olmaz cevabı verilmiş olup kişinin hür ya da köle oluşuna dair bir hüküm farkı mevcut değildir.
 
Yine başka bir örnekte unvanından askeri kesimden olduğu anlaşılan Mehmet Beşe Lefter v. Yuri’nin gece suya giderken yaralanan cariyesinin hakkını aramaktadır. Anlaşılan cariye Katerina’nın hem cariye hem gayrimüslim oluşu üstüne efendisinin de Müslüman olamayıp gayrimüslim olması onun hakkının aranması için bir engel teşkil etmemiş şehrin yöneticilerinden birisi onun hakkını aramak için mahkemeye başvurmuştur.
 
Kaynak: Mehmet Ali TÜRKMENOĞLU Doktora Tezi
 
DANIŞMAN Prof. Dr. İbrahim SOLAK
 
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ



Kaynak: Mehmet Ali TÜRKMENOĞLU

Editör: ABDULLAH GÖZAYDIN



YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI