Bugun...
Haliç Tersaneleri


Haliç Tersaneleri from Fatih Pınar on Vimeo.




Haliç Tersaneleri
Fatih Pınar

Haliç’deki kamu tersanelerinin 1993’de başlayıp 2000’de nihayete erdirilen atıllaştırılma, emekçisini kaybetme, tüm kaynaklarının kamu’dan özele transferi ve işlevsizleştirilme süreci, TEKEL fabrikalarının aynı dönemlerde yaşadıklarına çok benziyor. 1980’lerden 2000’lere gelirken TEKEL’de çalışan toplam işçi sayısı 70 binlerden 20 binlere, Haliç Tersanesi’nde çalışan toplam işçi sayısı ise 7000’lerden 500’lere geriliyor. Tabii ki bu süre zarfında ne daha az sigara ve içki, ne de daha az taka ve gemi üretiliyor Türkiye’de. Fakat artık içkiyi, gemiyi, eğitimi, sağlığı, diziyi, itfaiye hizmetini üretenler daha dağınık, daha güvencesiz, binbir türlü farklı formda, taşeronda, geçici işçi olarak, belirli süreli anlaşmalarla, sözleşmeli statüde, part-time, 4c’lerle, 50d’lerle çalışıyorlar. Eskiden düzenli ve güvenceli çalışma ilişkilerinin verdiği güven, derinlik ve tanışıklıkla örülmüş sanayi mekanları ise, auralarından teker teker arındırılıyor, sahibi üreten insandan, ziyaretçisi tüketen insana doğru içeriğini dönüştürüyor.

Haliç Tersanesi’nde 44 sene binlerce teknisyen gemi inşa işçisi yetiştirdikten sonra, 1982’de Amiral Bülent Ulusu’nun Başbakanlığı döneminde (!) kapatılmış olan Gemi Yapı Meslek Lisesinin öğrencileri, aynı zamanda tersanede işçilik yapmaktaydı. Geriye dönüp bakıldığında, Gemi Yapı Meslek Lisesi’nin kapatılması, tersanecilikte işçiliğin vasıfsızlaşması ve taşeronlaşması sürecinin ‘engellenemez bir veçhesi’ olarak gözükmektedir. Bu lise de, aynı deniz itfaiyecileri gibi üretime dair, iş güvenliğine dair birikimlerini özel tersaneciliğe, Tuzla’ya aktaramadan kaybolup gitmiştir. Sonra kendimize sorar olmuşuzdur ‘Tuzla’da işçiler neden ölüyor?’ diye. Sermaye birikimi belleksizdir, hep yeniden yeniden yıkar ve yapar, varolan bellekleri de bir girdaba sokar, önce dağıtır, unufak eder, sonra parça parça derleyerek, müzeleştirerek pazarlar.

Haliç Tersanesi’nin müze haline getirilmesine dair şu ana kadar pek çok proje söylentisi yayılmış. Haliç’i İstanbul’un ilk endüstri havzası olarak, buradaki endüstriyel alanları ise bütüncül bir anlayış içinde aralarındaki ve su ile ilişkileri dahilinde ele alan ve kamu yararını gözeten bir proje yerine, bir sürü tekil çıkarlardan sadır olan proje söylentisi dolaşıyor ortalıkta. Son iki müzeleştirme projesi ise 2009’da basında iz bırakmış.

En son proje, Osmanlı Bahriye Tarihçisi Prof. Dr. İdris Bostan’ın ifadesi ile ‘Denizlere egemen olmuş…Akdeniz Coğrafyası merkezli dünyanın en etkin… devletinin ve milletinin kendi geçmiş düzeyini temsil eden iyi planlanmış, müzecilik kriterlerine uygun…geçmişte nasıl denizci millet olduğunu gösteren...’ bir ‘Denizcilik Müzesi’ projesi. En ‘kurumsallaştırılmış’ gözüken proje şimdilik bu. Ön çalışmaları içerisinde Kültür ve Turizm Bakanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, İBB, İDO ve Denizcilik Müsteşarlığı var. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı hariç diğer kurumlar, aynı muhafazakâr liberal telden çalıyorlar. Tersanecilikle ilgili işlevlerinin sistematik olarak korunacağı ifade edilse de, bu ifadelerdeki koruma anlayışı yaşayan ve karmaşık bir tarih felsefesinden çok, tek boyutlu vasat bir neo-osmanizmin üzerine kuruluya benziyor. Türk-Müslüman-Fetihçi-Yayılımcı bir Osmanlı imgesini geçmişe yansıtan bu anlayışın somutlanmasının hoşgörü katkılı en yeni örneğini İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ‘1453 Fetih Müzesi’nde gördük. Bu müzeyi bizzat veya sanal ortamda ziyaret edenler, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır.

Bir önceki proje söylentisi, Haliç’in ‘kültür endüstrisi eksenli’ soylulaştırılması sürecinin arsızlık ve parçacıllık limitlerini çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Söylenti, İstanbul’dan değil, Cumhurbaşkanının sinemacıları ağırladığı Çankaya Sofrası’ndan sadır oldu. Sofraya davetli olan ve son senelerde emlak ve eğitim (Plato Meslek Yüksekokulu) yatırımlarıyla Cihangir ve Tophane piyasasının önemli aktörlerinden Sinan Çetin, ‘Haliç’te farelerin dolaştığı alanın serbest sinema bölgesi olmasını ve buraya gelecek yabancı sinemacılardan vergi alınmamasını’ önerir. Cumhurbaşkanı, genel sekreterine konuyla ilgilenmesi talimatını verir. Hemen akabinde Şubat 2009’da Gemi Mühendisleri Odası, en azından altı asırdır kesintisiz ve hala gemi yapım faaliyeti yürütülen tek endüstriyel arkeolojik SİT olan Haliç Tersanesi’ne, kent arsası muamelesi yapılmasına sert bir tepki koydu.

Kentsel Dönüşüm Projesi adı altında İstanbul’a yapılan ve yapılması planlananları düşününce, Haliç Tersaneleri’nin de sermayenin aç gözlülüğüne kurban gitmesinden endişelenmemek mümkün değil.

Yazı: Aslı Odman / İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



VİDEO ARA
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER VİDEOLAR
VİDEO KATEGORİLERİ
ÇOK İZLENEN VİDEOLAR
YUKARI