Bugun...
AKIL SAHİPLERİNE ATATÜRK DÜŞMANLIĞI!


FERDA AKGÜL SABRIN HUDUDU
akgulgida@hotmail.com
 
 
(Görülen lüzum üzerine ikinci mektup)
 
Muaviye, Semure Bin Cündeb’e yüz bin dirhem vererek:
 
(Bakara Suresi 204, 205, 206)
 
“Dünya hayatına dair konuşması senin şaşırtan ve kalbinde olana Allah’ı şahit tutan insanlar vardır. Hâlbuki o düşmanların en azılısıdır. 
O iş başına geçince (hâkimiyeti ele geçirince), yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekin ve nesli yok etmeye çalışır. Allah fesadı sevmez” ayetinin Hazreti Ali hakkında,
 
“İnsanlar arasında, Allah’ın rızasını kazanmak için canını verenler vardır. Allah kullarına karşı şefkatlidir” ayetinin ise Hazreti Alinin katili olan Abdullah bin Mülcem hakkında, rivayet etmesini teklif etti.
 
Ancak Semure kabullenmedi. 
 
Muaviye iki yüz bin dirhem teklif etti ama Semure yine kabullenmedi.
 
Muaviye üç yüz bin dirhem teklif etti ancak Semure bu defa da kabullenmedi.
 
Nihayet Muaviye dört yüz bin dirhem teklif ettiğinde Semure bunu kabullendi. 
Semure Bin Cündeb daha sonra "Allah Muaviye'ye lanet etsin, Onun için yaptığım bu işi Allah için yapsaydım beni doğrudan cennetine koyardı"
 
Alın bu örneği;
İslam tarihini bir kenara bırakın insanlık onuru için hakkı satan bu onursuzlar gününüzde yok mu sanıyorsunuz?
 
Allah adına sözde konuşan zalimlere “benimle ol” diyene, cennet vad edene, size namus dersi verene, din satana, sonra kardeşini kalleşce satana, kim varsa suratına çarpın.
 
Kim hangi sözü sık kullanır ve üzerinden yürürse karakterinde olanı anlatır.
 
Aslında bir yönüyle şeytan:
 
Allah'ın insana soracağı soruları Allah adına sormaktan çekinmeyen ahlaksız karakterlerdir.
 
Arif olana tek cümle ansiklopedi olmaz mı?
 
“Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. (Başka türlü girmeye hakları yoktur.) Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır.”
(Bakara114)
 
Hal böyleyken, Bakara Suresi 114. ayetiyle Çanakkale’den, İstanbul’dan, Anadolu’dan kovulan emperyalistlerin ve onların bu topraklar üzerindeki ayakçılarının, İngiliz gizli servisinin ve onların kemik yalayıcısılarının Atatürk’e hakaret ettiğini görmeye başladık.
 
 
 
İnsanlık tarihi, yaratıcıyı cami, kilise ve benzeri yapılara sokmak isteyen dinci takımlarının belalarıyla doludur.
Kur’an aklına göre yeryüzü mescit, yeryüzünün her karışı secde edilen toprak, yeryüzünün tamamı ise Allah’ın emanetidir.
Dünyayı, doğayı tahrip Allah’ın mescidini tahriptir.
Dinini sadece camiye sokan bir din, evrensel din olabilir mi?
 
Dinci takımı Allah’ı camiye sokmalı ki, cami dışında şeytanlığını yapsın.
Din, ahlak, sosyal hayat, hukuk camiye girerse camii Allah‘ın evi olur, sonra doğayı, madenleri, suyu tahrip eder her pisliği yapar, her yeri tahrip edersin.
Camiye de yardım edip, bir de cami yaptın mı kendini kurtarırsın, öyle mi?
Camilere “Allahın evi” demeli ki, Allah’ın evi üzerinden kazanç sağlayıp cami dışındaki şirk düzenini yürütsün.
 
İşine geldiği zaman peygamber ve sünnet diyenlerin peygamberin “Yeryüzü bana mescit kılındı” hadisini bu toplumdan neden gizlediklerini bu millet bilmiyor....
Şayet peygamber (Aleyhisselam) dört duvarla örülü yere cami deseydi, hayatı mescid yapmakla geçerdi. 
 
Oysa peygamberlik hayatı boyunca iki tane mescit yapılmış, biri de Allahın emri ile yıkmış olan Muhammet’in (as) bu mücadelesini neden bu milletten gizliyor sunuz?
 
Tekrar söylüyorum:
Muhammet (as) onurlu mücadelesi boyunca iki tane mescit yapılmış, biri ise zararlı diye Allahın emri ile yıkılmıştır!
 
İyi dinleyiniz:
Kimse camiler üzerinden cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’e hakaret etme hakkına sahip değildir!
Kaldı ki o zamanın şartlarını bilerek yapıyorlarsa hainlik, bilmeden yapılıyorsa gaflettir.
Herkes yerini ve haddini bilmek zorundadır.
Atatürk’ü eleştiriniz, kimi Kemalist putperestler gibi olmayınız ama iş hakarete gelince haddinizi biliniz.
 
Efendiler:
Adem’den Nuh’a, Nuh’tan Musa’ya, Musa’dan Muhammed’e kadar  ve son peygamber Hazreti Muhammed’ten bize miras, süregelen bir şeytani sömürü sisteminin yıkılması için mücadele eden bir akıl ve vicdan vardır.
Kimi o akla düşüncesiyle, kimi mücadelesi ile katılır.
 
Gördüğüm hakikat o ki; Atatürk  bu mücadelenin magazincisi değil mücadelecisidir.
Atatürk peygamberin asıl sünnetine uyan askerlerden biridir.
Çünkü o sömürüyü ve şeytani işgali bu topraklardan kovan, bu mücadeleyi anlayan ender komutanlardan biridir.
Şirk ve sömürü düzeninden Mekke ve Medine’yi kurtaran peygamberimizin yaptığını Çanakkale’de ve İstanbul’da yapan komutandır.
(Dikkat ediniz...
Namazında niyazında biri demiyorum.)
 
Mehmet Âkif’in “Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi” mısrasıyla anlattığı Çanakkale mücadelesini Bedir Savaşıyla eş gördüğü gerçeğinden hareketle söylemek gerekir ki: Bedir de Muhammet (Aleyhisselam) savaştıklarının torunlarıyla biz bugün bu ülkede savaşıyoruz.
 
Atatürk bazıları gibi eline eğri değnek almayı, şekilsiz giyinmeyi sünnet sayan biri değildi.
Nem ve rutubetin yüksek olduğu yerlerde kuru çöl iklimi ile giyinmenin akla aykırı olduğunu bilen biriydi.
Akılcıydı ve aklı işletirdi.
 
Ayrıca:
Kişinin Allah ile olan dinî muhabbeti, kişinin kendini bağlar.
Biz insanlara, Allah’ın sorması gereken soruları sormaya tevessül eden şeytanlardan olmayacağız.
Yanılıyor olmaktan ve yanılmış olmaktan Allah’a sığınırım!
Doğru yolda olana selam olsun!




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI