Bugun...


HAK VE ADALET NE DEMEKTİR?
Kur’an-ı kerim’ de hak ve türevleri 290 yerde geçmektedir. Hak batılın zıttı demektir. Hak varlığı kesin olan şey demektir. Hak kelimesinin çoğulu hukuktur. Hak inkârı mümkün olmayan şeydir. Hak öyle bir şeydir ki insan hayatındaki düzen için hava ve sudan daha mühimdir.

 HAK VE ADALET NE DEMEKTİR?
+ -

                                         HAK VE ADALET

Değerli kardeşlerim;

Değerli dava arkadaşlarım;

Milli Görüşçü kuruluşlar olarak bugün burada toplandık “hak ve adalet” konusunu müzakere ediyoruz. Hak ne demek? Değişmeyen gerçekler demektir.

Adalet ne demek? Her alanda hak sahibine hakkını vermek demektir.

Kur’an-ı kerim’ de hak ve türevleri 290 yerde geçmektedir. Hak batılın zıttı demektir. Hak varlığı kesin olan şey demektir. Hak kelimesinin çoğulu hukuktur. Hak inkârı mümkün olmayan şeydir. Hak öyle bir şeydir ki insan hayatındaki düzen için hava ve sudan daha mühimdir. Hak her zaman kalıcıdır ve her zaman en üstündür. Batıl ise sahtedir yok olmaya mahkûmdur. Hak cıva gibidir. Keyfiyet olarak çok ağırdır. Batıl ise kemmiyet olarak çok görünür fakat cüruf gibidir. Bu konuda Mü’minun süresinin 71. Ayeti kerimesinde yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ ۚ بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ

 

“Ama eğer hak - hakikat onların keyiflerine uysaydı, gökler yer ve içindekiler mahvolur giderdi. Biz onlara Kur’an-ı indirdik onlar ondan yüz çeviriyor.”

Hak aynı zamanda zulmün zıttıdır. Bu esaslara göre insanoğlu ya haktan yana olur yâda zulümden yana olur. İnsan dünya imtihanını ancak hakkı üstün tutarak kazanabilir. Buda iki türlü tezahür eder:  İnsanoğlu ya iman ettiği hak esaslara göre hakkı üstün tutar veya nefsin arzusu olan havasına göre kuvveti hak sebebi sayar. Bu durumda iki sistem ortaya çıkar: Vahye iman eden hakkı üstün tutan sistem, havayı ve arzuları esas alan kuvveti üstün tutan sistem.                                                                                                            
 İşte bütün bunlardan sonra adalet kavramına geçebiliriz:

Adalet ve Kıst kelimeleri Kuran-ı Kerim’de toplam 53 kez geçmektedir. Hak kavramı eğri bir yoldan doğru bir yola yönelmek,  Hak kavramının toplumsal veçhesi adalet veya zulüm olarak ortaya çıkar. Adalet bir bakıma dengede tutmaktır. Hükümde doğru olmaktır. Ölçülü hareket etmektir. Hakka göre hüküm vermektir. Haksızlıktan kaçınmaktır. Haklıyı haksızdan ayırarak haksıza hak ettiği cezayı ne eksik ne de fazla olmaksızın vermektir. Aynı zamanda hürriyeti dengelemektir. Adalet hak sahibin hakkını vermek olduğuna göre hukuk adaletle sağlanır. Adaletin zıttı olan zulüm “bir şeyi esas konulması gereken yerden havaya ve arzulara uyarak başka yere koymaktır.” Bu konuda yüce mevlamız Nisa suresi 135. Ayette

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوا۟ قَوَّٰمِينَ بِٱلْقِسْطِ شُهَدَآءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمْ أَوِ ٱلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ ۚ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَٱللَّهُ أَوْلَىٰ بِهِمَا ۖ فَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلْهَوَىٰٓ أَن تَعْدِلُوا۟ ۚ وَإِن تَلْوُۥٓا۟ أَوْ تُعْرِضُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”

Başlangıçta şeytanın iğvası ve nefsin arzusu gereği şimdilik kaydıyla adaletsizlik yapmak, ileride telafisi mümkün olmayan bir çığa dönüşür. Ve sosyal, ekonomik, ahlaki ve ilmi olan her kutsal değeri altına alıp mahveder. Âlimler; hak ve adalete uymayan geçici zannedilen tatbikatları bir müddet sonra kendisini yiyecek kurt yavrusunu sütüyle emzirerek besleyen keçiye benzetirler. Bir keçinin yüzünden bir müddet sonra koca sürü bir kurda yem olur.

Ne yapmak lazım?

Her alanda hak ve adaletten bedeli ne olursa olsun şaşmamak lazım. Hak ve adaletten şaşan toplumlar krizlerden ve çatışmalardan kurtulamazlar. Allah’u Teâlâ dünya imtihanında bizlere kul hakkıyla karşıma gelmeyin diyor.

Bir gün Halife Harun Reşit yağmurlu bir havada kardeşi Behlüldane’ye “dikkatli yürü kayarsın” dediğinde Behlüldane “ben kayarsam düşerim burnum ezilir ama sen “hak ve adaletten” kayarsan bütün ümmet helak olur” demiştir.

İkrime bin Halid anlatıyor; Hz. Hafsa ve yanında oğlu ve İbni Muti ile baraber Hz. Ömer’e “eğer lezzetli ve kuvvetli yemekler yeseydin daha iyi vazife yapardın” dediler. “Hepiniz benim hakkımda sadık ve iyi düşünen kimseler olduğunuzu biliyorum. fakat iki arkadaşımı Resülullah (s.a.v) ve Hz. Ebu Bekir’i belli bir yolu takip eder buldum. Eğer ben bu konuda onların yolundan ayrılırsam vardıkları konağa varamam.” dedi.

İslam nizamı hak ve adalet düzenini ön görür. Beşeri her sistem zulümle sonuçlanır. Bu bakımdan İslam tarihi binlerce hak ve adalet tablolarıyla ayakta kalmıştır. Yeniden ayağa kalkmak istiyorsak aynı hak ve adalet tablolarını esas alarak çalışmaya mecburuz.

Bir konuyu daha siz değerli dava kardeşlerime aktararak sözlerimi tamamlamak istiyorum;

Hak ve adalet mutlak olarak Allah ve ahiretteki hesap düşüncesine dayanmak mecburiyetindedir. Allaha ve ahiret günündeki hesaba inanmayanların hakkı ve adaleti uygulama yetenekleri gelişmez. Çünkü onlar yönetim fırsatı ellerine geçtiği anda önce kendi şahsi çıkarlarını düşünmek hak ve adaleti ertelemek durumundadırlar. Böylece onlar İslam’ın fiziğini göstererek kimyasını bozmaya kalkışmaktadırlar. Bu halleri ile asla maneviyatçı olamazlar. Dünyacı ve maddecidirler. Maneviyatçı olmak nefis terbiyesi görmek ve hakkı üstün tutmak onların asla ulaşamayacağı bir serap haline gelir.

Müslüman insanın aklı kalbindedir. Ve aklı ile düşünür. Allah ve Resul’ünün emirlerini ve yolunu kalbi ile kabul ederek tasdik eder. Kararlarını tasdik ettiği hakikatlere göre verir. Onun için ikilem yoktur. Nefsinin arzularını Allah ve Resulünün emirlerine tabi kılmıştır. Kararını her zaman iman ettiği hakikatlerden yana verir. Kâfir ve münafık ise iman etmediği için hak ve adalet konusunda nefsinin arzularını imandan öne alır. Hele böyle bir idareci kendinden daha güçlü bir idareci ile bir araya geldiği zaman onun tekliflerini reddetme şansı yoktur. İlerideki konumunu ve başına gelecekleri düşünerek kuvvetliden ve zulümden yana tavır almak ve taraf olmak durumunda kalır. İşte Müslüman toplumlar için felaketler burada başlar. Malumdur ki toplumlar layık oldukları idareyi bulur. Şuurlu Müslümanlar ancak hak ve adalet yolunda sabit kalarak hem kendilerini hem de toplumlarını kurtuluş yoluna sokabilirler.                                    

 DİN-BİR-DER GENEL BAŞKANI  MUHİTTİN YILDIRIM                                                         




Kaynak: Sivil Hareket

Editör: Abdullah Gözaydın



YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI