Bugun...
Reklam


Topraklarımız Satılıyor Görmüyoruz bile...
Samandag'in 1200 Donum Vatan Toprağını Satmaktan Vazgeçin.. Biz Geçim Seçim derdi ile uğraşırken, Batıda emsalini göremediğimiz yöntemlerle Türkiye bağımsızlığını, Vatan bütünlüğünü hektar hektar kaybediyor. İngiltere Osmanlı gibi Toprak tapusu vermez, İntifa hakkı verir, ABD, Almanya Fransa gibi ülkeler yabancıya kullanabileceği kadar arazi satışı yapar hektar hektar arazi satışı yasaktır 2002 den bu yana ülkemizde tarım imkanı olmayan dağlar yaylalar yabancılara satılıyor, NEDEN?

Topraklarımız Satılıyor Görmüyoruz bile...
+ -

Samandagin 1200 Donum Vatan Topragini Satmaktan Vazgeç

Yabancılara toprak satışının 2.5 hektardan 30 hektara çıkarılması, Türki-ye'de yeni bir dönemin önünü açtı. Toprak satışıyla ilgili en çarpıcı gelişme Hatay'da yaşandı. Hatay topraklarının yarıdan fazlası son alımlarla birlikte yabancıların eline geçti. 
TİMETÜRK / Haber Merkezinden haber!!!!

Hatay adım adım Filistinleştirilirken, Türkiye'nin öne çıkan bazı şehirlerinde de benzer durumların yaşandığı belirtiliyor. Yetkililer yaşananlara ses çıkarmazken, yasa öncesi sıkça dile getirilen 'Bu yasa Türkiye'nin milli çıkarların aykırıdır' feryadı gerçek oldu.

HATAY KİMİN TOPRAĞI!

Yabancılara toprak satışını düzenlenen kanunla birlikte 25 dönümden 300 dönüme çıkarıldı. Çıkarılan kanunun ardından Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün Ocak 2012 verilerine göre Hatay'da 1974 yabancıya, 1320 parselde toplam 3 milyon 722 bin 824 metrekare toprak satıldı. 5 milyon 556 bin metrekare bir alan sahip olan Hatay'ın bu satışlarla birlikte yarıdan fazlası yabancıların eline geçmiş oldu. Hatay'ın yarıdan fazlasının yabancılara satılması tesadüf değil. Bölgede yaşanan sıcak gelişmeler sürerken, toprak alımlarının devam ettiği belirtiliyor. Benzer bir durumun Urfa için de geçerli...

NEDEN HATAY?..

Hatay, hem Yahudiler hem de Hıristiyanlar tarafından kutsal kabul edilen çok sayıda yerleşim yerini içinde barındırıyor. Dünyanın ilk mağara kilisesi ve Hıristiyanların en önemli ibadet mekanlarından olan St. Pierre Kilisesi, Hatay'da bulunuyor. Vatikan'dan sonra Hıristiyanların ikinci hac yeri ünvanını taşıyan bu kilise yakın bir süre önce restorasyona alındı. Antakya Musevi Havrası Vakfı da iki tarihi konutu restore ettirerek, buraları şehre gelecek Yahudilerin için "Antakya Musevi Konuk Evi"ne dönüştürdü. Bu kapsamda 2005 yılında Hatay'da I. Hatay Medeniyetler Buluşması adı altında bir toplantı düzenlenmiş beş gün süren toplantının açılış konuşmasını İstanbul Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos yapmıştı. Toplantıya dünyadan çok sayıda din adımı katılmıştı. Hatay'da farklı inanç gruplarına mensup vatandaşların yaşıyor olması, Hatay'ı medeniyetlerin ve inançların birleştiği bir yer olarak göstermek isteyenler için bulunmaz bir fırsat sunuyor. Ne yazık ki yetkililer de yaptıkları çalışmalarla, ifsad faaliyetlerine çanak tutuyor.

2012'den bu yana, yabancılara yapılan toprak satışı dudak uçuklatacak seviyelere ulaştı. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün Ocak 2012 verilerine göre Hatay'da 1974 yabancıya, 1320 parselde toplam 3 milyon 722 bin 824 metrekare toprak satıldı. Yani Hatay'ın yarıdan fazlası yabancılara satıldı. Yapılan toprak satışı akıllara acaba ikinci Filistin vakası mı yaşanacak sorusunu getirdi.

TÜRKİYE'NİN YÜZDE 10'U GÖZDEN ÇIKARILMIŞ DURUMDA

Eskiden bir ilin en fazla binde onu satılabilirken günümüzde ise bu oran Türkiye'nin yüzde 10'unu geçmez diye değiştirildi. Yani Türkiye'nin bu manada yüzde 10'u gözden çıkarılmış durumda. Hatay'ın yarıdan fazlası satılırken Konya arazilerinin ise yüzde 7'si yabancılara satıldı. Yabancılara satış konusunda belirlenmiş sınır, il yüzölçümünün yüzde 05 iken bu sınır Hatay'da yüzde 040 ile aşıldı. Özellikle Suriye'de yaşanan gelişmeleri fırsat bilerek bölgedeki arsaların el değiştirdiği ifade ediliyor.Hatay başta olmak üzere Urfa'da da benzer alımların gerçekleştiği kaydediliyor.

HATAY OLMASI TESADÜF MÜ?

Yabancılara toprak satışı düzenlenen kanunla birlikte 25 dönümden 300 dönüme çıkarıldı. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün Ocak 2012 verilerine göre Hatay'da 1974 yabancıya, 1320 parselde toplam 3 milyon 722 bin 824 metrekare toprak satıldı. 5 milyon 556 bin metrekare bir alan sahip olan Hatay'ın bu satışlarla birlikte yarından fazlası yabancıların eline geçmiş oldu. Hatay'ın yarından fazlasının yabancılara satılması tesadüf değil. Bölgede yaşanan sıcak gelişmeler sürerken, toprak alımlarının devam ettiği belirtiliyor. Benzer bir durumun Urfa içinde geçerli olabileceği kaydediliyor.

 

TOPRAK SATIŞI SADECE HATAY'I DEĞİL TÜRKİYE'Yİ TEHLİKEYE SOKAR

Yabancılara toprak satışlarının çıkarılması Türkiye için büyük bir tehlikedir diyen Saadet Partisi Hatay İl Başkanı Necmettin Çalışkan, "Hatay'ın yarısından fazlası şuanda yabancılara satılmış durumda. Yabancılara yapılan toprak satışı sadece Hatay'ı değil Türkiye'yi büyük sıkıntılar içerisine sokar. Bu durumda hükümet çok dikkatli olmalıdır. Filistin'i nasıl kaybettiysek, Türkiye'yi de bu şekil tehlike altına sokarak kaybedebiliriz. Çünkü gizli toprak satışları hızla devam ediyor. Herkes uyanık olmalıdır. Son dönemlerde yani 3 yıl içerisinde arazı satışı yapılan yerlerin gözden geçirilmesi gerekiyor. Suriye sınırına yakın yerlerde fiyatlar oldukça yükselmiş durumda. Bu durumda toprağın ayağımızın altından kaymasına işarettir." dedi.

YABANCILARA TOPRAK SATIŞI KABUL EDİLEMEZ

Yabancılara toprak satışı kabul edilemez bir durumdur diyen Çalışkan, "Ecdadımız bu toprakları satalım da para kazanalım diye kan dökmedi. Bu topraklar bize emanetse bu satışlar durdurulmalıdır. Satışlar dış borçlarımızı kapatmak için yapılıyorsa o kadar toprak satışına rağmen neden o zaman borçlarımız hiç düşmedi. Akside arttı. Bu gidişat gidişat değildir. Yabancılara toprak satışı herkesi tehdit eder ve ikinci bir Filistin vakasını yaşanmasına sebebiyet verir." şeklinde konuştu.(MilliGazete)

CIHAN DURAN'DAN

İnsan olan vatanını satar mı?2004 yılı sonu... Genel görünüm şöyle:

-Türkiye’nin, topla tüfekle değil, Dolarla Yuro ile işgali devam ediyor.

-Yunanlılar İzmir’e âdeta yeniden çıkarma yapmış.

-Bodrum, Milas, Datça ve Fethiye’de araziler, koylar tel örgülerle çevrilip nöbetçiler dikilmiş. Yakında “Türkler giremez” levhaları asılacak.

-Didim İngilizlerin eline geçmek üzere, öyle ki belediye kilise açmaya karar vermiş.

-Fethiye-Bodrum koyları Alman, Fransız ve İtalyanların işgalinde.

-Ölü Deniz’de yabancılar villa ve ev almak için sıraya girmiş.

-Alanya artık bir Alman kenti görünümünde. Yabancılar meclisi kurulmuş. “Alman belediye başkanı” yolda.

-Birçok turistik bölgede Türkler neredeyse azınlığa düşmüş durumda.

-Zengin trona maden yataklarının bulunduğu, Ankara’nın Kazan ilçesinin köylerinde bir yabancı şirket toprak almaya çalışmakta. Bu birçok işgal örneğinden yalnızca biri.

-Niğde’de elma ve kiraz bahçeleri... İtalyanlar tarafından kapatılmış.

-Fransızlar Kapadokya’da...

-GAP, Harran, Ceylanpınar talan edilmekte, İsrailliler tarafından... GAP’ın yüzde 95’i yabancıların eline geçmiş.

-Suriyeliler Urfa, Mardin, Adıyaman, Kilis ve Hatay’da 250 bin dönüm arazi kapatmış.

- A.K.P. Hükümeti devlet tarım çiftliklerini satma ya da 99 yıllığına kiraya verme hazırlığında. En başta İsrail olmak üzere bir takım karanlık ülkeler kuyruğa girmiş durumda.

-Türkiye’nin 100 000 km2’lik alanı yabancı maden şirketlerinin kontrolüne geçmiş.

-Kars ve Digor’da Amerikalılar, İsrailliler, Ermeniler köylülere para dağıtmakta.

-Akyaka’nın yüzde 30’u gayriresmî olarak Ermeni toprağı olmuş.

-Çırağan Sarayı bile satılıyor!

-Üniversitelerimiz A v G faaliyetleri ile, yabancı işgalcilerin hizmetinde.

-Kısacası Türkiye vücudunu satar hale düşürülmüş.

-Durum Kuzey Kıbrıs’ta da aynı!

-Peki bu ülkenin sahipleri ne yapıyor? Sivil ya da asker..., hiçbirinin tındığı yok! Aydınlar, yöneticiler, iş adamları, profesörler sus pus... Ne oldu damarlardaki o asil kana? İşbirlikçiler hariç, hepsi sabah akşam yutturulan AB hapıyla, “Amerikan mâmulatı demokrasi” afyonuyla uyuşturulmuş, uyuyorlar. A.K.P. Hükümeti, Vatan haini fırsatçılar, yerli ve yabancı emlak şirketleri, hattâ kimi müteahhit milletvekilleri ülkeyi yabancılara pazarlamak için âdeta birbiriyle yarışıyor.

Kılıf

Minareyi çalan, kılıfını hazırlar. İşte yabancıların toprak sahibi olmalarına imkân tanıyan, içerden işgalleri kolaylaştıran mevzuat (Bunların tamamına yakını ABD’ ve AB’ye, üç sömürgeci devlete, Almanya, Fransa ve İngiltere’ye şirin görünmek için çıkarılmıştır) :

-Davos toplantılarında ve Avrupa Birliği (AB) ilerleme raporları çerçevesinde alınan talimatlar, AB uyum yasaları,

-İsrail’e GAP bölgesinde olağanüstü kolaylıklar sağlayan 14 Mart 1996 tarihli Türkiye-İsrail Serbest Bölge Antlaşması,

-4.1.2002 tarih ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu,

-9.1.2002 tarih ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu,

-27.2.2003 tarih ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışmalarına ilişkin Kanun,

-5.6.2003 tarih ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu,

-19 Temmuz 2003 tarih ve 4916 sayılı Kanun’un 3., 19. ve 38. maddeleri kapsamında 4706 sayılı Hazine’ye ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer vergisi Kanunu’nda değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun’un 4.maddesi, 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35. ve 36. maddeleri ile, 442 sayılı Köy Kanunu’nun 87. maddesinde yapılan değişiklikler (Atatürk zamanında çıkarılan Köy Kanunu’nun bu maddesi ülke topraklarının yabancıların eline geçmesini önlüyordu),

-Maden Kanunu ve Yabancı Vakıflar Kanunu’nda 2003 yılında yapılan değişiklikler,

-Anayasa’nın değişik 90. maddesi: Uluslararası hukuk yerel yasaların üstündedir (Bu değişiklik, diğerleriyle birlikte AB’yi memnun etme uğruna yapıldı. Aslında “uluslararası hukuk” diye bir hukuk yoktur, Batı’nın kendi çıkarları yönünde dünyaya dayattığı hukuk vardır).

-Yunanlar Ulusal Kurtuluş Savaşımızdan sonra terk edip gittiklere yerleri “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi”ne dâvâ açarak geri almaya çalışıyorlar.

Analiz

Yabancı gerçek ve tüzel kişilere Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, köyler dahil, hemen hemen koşulsuz olarak taşınmaz mal satın alma hakkı tanındı.

İlgili yasanın çıktığı tarihten, 19 Temmuz 2003’ten bu yana, başta Suriyeliler olmak üzere Almanlar, İngilizler, Yunanlar ve diğerleri arazi almak için adeta kuyruğa girmiş durumda. Bir yılda 44 bin yabancı! Bunlar arasında İsrailliler de var.

İsrail’in konumu ayrıca anlamlı: Urfa’da 190 dekarlık bir alanda bir tür “Yahudileştirme projesi” uygulanıyor. İsrail GAP’ta satın alamadığı arazileri, yerli şirket ya da kişiler aracılığıyla 49 ve 99 yıllığına kiralayarak kapatıyor. İsrail’in mülkiyetinde resmen bir metrekare bile toprak görünmüyor. Peki, iş nasıl bitiriliyor? Zilyetlik ya da aracı şirketler ve holdinglerle ortaklık yapılarak...

İsrail’in nihaî hedefinin GAP’ı kapmak, su kaynaklarına el koymak, suyun ve petrolün kontrolünü ele geçirmek olduğu vurgulanıyor (Dikkat: İsrail’de toprakların yüzde 80’i devlete, yüzde 15’i “Yahudi Ulusal Fonu’na ait. Yalnızca yüzde 5’i kişilerin mülkiyetinde!). Sözde Tanrı Tevrat’ta bölgeyi Yahudilere ayırmış. Yahudi devletinin çok ciddî bir su krizi ile karşı karşıya bulunduğu da bir gerçek (İsrail Manavgat suyunu da aldı). Girişimlerin arkasında ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin bulunduğu da belirtiliyor.

Yurdumuzun yeraltı kaynakları, maden arama imtiyazı ile, sınırsız ayrıcalıklarla 20 kadar Amerikan, Kanada, Anglo-Amerikan çokuluslu maden şirketinin kullanımına terkedildi. Sratejik bölgeler dahil... Bu alan şimdiden Vatanımızın yüzde 15’ine -doğrudan satışlar olarak Malta adası büyüklüğüne, 320 km2’ye- ulaşmış bulunuyor. Türkiye’de şirket kuran bir yabancı, istediği yerden, istediği kadar taşınmaz mal satın alabiliyor.

Vakıf arazileri ile ilgili yasalarda yapılan değişikliklerle, Lozan Antlaşması’nın azınlıklarla ilgili hükümleri hiçe sayılarak azınlık cemaat vakıflarının serbestçe gayrimenkul edinmeleri sağlandı.

Yöntemler

-Yabancılar 19 Temmuz 2003 tarihine kadar taşınmazları, yerli aracı kullanarak alabiliyorlardı. Bu tarihten sonra doğrudan doğruya satın almaya başladılar.

-Köylüye yüksek paralar teklif ediliyor. Tapulu ve tapusuz yerlerin zilyetlikleri alınıyor. Muhtar senedi, el senedi gibi yerel yöntemler kullanılıyor. Zilyetlik yöntemi, taşınmazın sahibi olmadan, kullanım hakkı sağlıyor.

-Alımların büyük bir kısmı Türk şirketlerinin veya Türk vatandaşlarının adı kullanılarak yapılmakta.

-Gizli satışlar yapılıyor: Yabancıların “sınırlı aynî hak tesisi”, ölüme bağlı tasarruflar, güvenilir Türkiye yurttaşları, paravan şirketler aracılığıyla gayrimenkul edinme... Bazı aynî haklar şunlar: İntifa (yararlanma) hakkı, oturma hakkı, üst hakkı, kaynak hakkı, irtifak (dayanma) hakları. Görünürde bir Türk yurttaş adına tapuya kayıtlı bir taşınmazı yabancı bir şirket, intifa hakkı yoluyla 100 yıla kadar kullanabilir. Kaynak hakkı, bir gayrimenkulün içinden çıkan sudan yararlanma hakkıdır. Bunda ve diğerlerinde de aynı durum yaratılabilir. Kamu oyunu uyandırmamak, tepki çekmemek isteyen yabancı şahıs ve şirketler bu yollara başvuruyor. Bu tür dolaylı satışlar istatistiklere yansımıyor.

-Yunanlılar ticarî şirketler kuruyorlar. Yerli bankaları satın alıyorlar.

-İngilizler Uzunada’yı 1871 tarihli bir tapuya dayanarak ele geçirmeye çalışıyor.

-Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da büyük toprak sahipleri Yahudi kuruluşlar tarafından ABD’ye davet ediliyor. Toprak hangi genişlikte olursa olsun, yüksek fiyatlar öneriyorlar. Toprağın ekilip biçilmesini yine sahibine bırakıyorlar. GAP’da İsrail şirketleri -vatan haini- yerli holdinglerle işbirliği yapıyor. Başka ülkelerle ortak projeler yürütüyorlar.

İsrail’in GAP’da izlediği bir yöntem de şu: Bölgedeki çiftçileri ve kamu personelini MASHAV adlı kuruluş aracılığı ile devşiriyor. MASHAV, MOSSAD’ın yan kuruluşudur. Çalışma ilkesi şudur: “İsrail yönetimi hissedilmeli, ancak görülmemeli.” (Bölgede “İsrail gelse daha iyi olur” propagandası yapılıyor). Bundan başka GAP personeli, üniversite rektörleri, öğretim üyeleri, ziraat odaları başkanları, bölgenin büyük çiftçileri arasından özel olarak seçilenler İsrail’e götürülüp “eğitim”e tabi tutuluyor. İsrailli kadınlar Şanlıurfa’daki İtalyan Hastanesi’nde doğum yapıyor; doğurdukları çocukları Türk yurttaşı olarak nüfusa kaydettirebilmek için!

- Atatürk’ün, “Türk topraklarının yenilmez teminatı” olarak gördüğü Türk ordusunun generalleri yabancıya toprak satışına, garnizon komutanı olarak onay vermekte.

-Yabancı şahıs ve şirketlerin satın almayı tercih ettikleri yerler genellikle tarihî, turistik ve halkın yoksul olduğu yerler... Tarihsel miras iddiasına elverişli yerler... Kıyılar, doğal kaynakça zengin alanlar, verimli tarım bölgeleri...

-Bizzat yabancılar emlakçılığa soyunmuş bulunuyor: Türk topraklarını artık yabancılar alıp yabancılar pazarlıyor. İngilizler Kalkan’da satın aldıkları lüks villalarda pansiyon hizmeti vermeye başlamış.

Yöntemler çok çeşitli... Önemli bir kısmı, toprakların yabancıların eline geçtiğinin, tapu kayıtlarında görülmesini engelliyor.

Sonuç

-Türkiye’ye bir Truva atı sokulmuştur. Bu AT, Avrupa Birliği hayâlidir. Kale içten fethediliyor.

-Yabancılara toprak satışı yasalarının, Türkiye 300 milyar dolar borç boyunduruğuna vurulduktan, tarihinin en büyük krizine sokulduktan, tarım sektörü çökertilip köylü perişan edildikten hemen sonra çıkarılması çok anlamlıdır.

-Aynı zamanda Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) piyasaya sürülüyor: Yabancılara Türk topraklarını satın alma hakkının tanınması, BOP’un araçlarından biri olabilir (Ekümenlik de öyle değil mi?). ABD’nin bölgedeki iki müttefiki -Talabani ve Barzani Kürtleri dışında- İsrail ve Ermenistan... Bu iki devlet de Türkiye’de, gizliden gizliye kendilerine en yakın topraklara el koyma gayreti içinde.

-Karşılıklılık ilkesi, tıpkı serbest mübadele gibi eşitler arasında olur. “Tilki ile tavuk arasında karşılıklılık işlemez. Tilki kümese girerse, boğazlanan tavuktur. Tavuk tilkinin inine girerse, boğazlanan yine tavuktur.” Dünya servetinin dörtte üçünü elinde bulunduran Batı Eliti’nin ekonomik gücü ile Türk halkınınki nasıl aynı kefeye konabilir?

-AB üyesi ülkelerde yabancıların mal edinmesi katı kurallara bağlanmıştır. Türkiye’de ise, Tanzimatçı A.K.P. Hükümeti’nin yasalarında hiçbir koşul istenmiyor.

Bundan başka Amerikan, İngiliz, Fransız ya da Alman toprakları üzerinde ciddî bir dış tehdit yoktur. Türkiye’nin coğrafî ve tarihî konumu son derecede istisnaîdir. Tarih kanıtlarla doludur ki Türk toprakları üzerinde emperyalizmin emelleri vardır. Bu emeller hâlâ sönmemiştir.

Kendileri her fırsatta belli ediyor bunu. Nasıl unutursunuz, Lord Curzon’un İsmet Paşa’ya Lozan’da söylediklerini? Bugün AB Parlamento Başkanı J. Borrell’in “Kürdistan” diye gevelemesinin, 80 yıl önce yaşamış Lord Curzon’un cebinden çıkıp geldiğini göremeyecek kadar kör müsünüz artık?

-Ve Atatürk: Ülkemizde ekonomik maksatlarla çalışan yabancı kişi ve kuruluşlar; bir bölgede elde ettikleri ekonomik ayrıcalıklara dayanarak , oraya ilerde sahip olma hakkını da elde etme peşinde koşmuşlardır.

Yabancılara toprak satışı yasalarını teklif edenleri, bu yasaları çıkaranları, onaylayıp Resmî Gazete’de yayınlatanları, görevi Vatan’ı gerektiğinde silahla korumak olup da topraklarımızın gizli işgaline tepki göstermeyenleri, Atatürk’ün bu uyarısı üzerinde düşünmeye ve yakın tarihimizin bir kara lekesi olan hatâlarını düzeltmeye davet ediyorum.

Milletime de diyorum ki:

Uyan ey yâreli şir-i jiyan bu hâb-ı gafletten.

HAN DURAN'DAN

VE BIZ SAMANDAG HALKI OLARAK DIYORUZKI!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

1200 DONUMLUK ARAZILERIN SATISINA HAYIR DIYORUZ




Kaynak: Sivil hareket

Editör: Abdullah Gözaydın



YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI